18.yüzyılda Osmanlı Devleti, süregelen yenilik ve modernleşmeye ayak uyduramamış ve Avrupa devletlerinden geride kalmıştı. Daha önceleri rahat bir üstünlük kurduğu Avrupa devletleri ile arasında gerçekleşen savaşların zaman içinde toprak kaybı ile sonuçlanması ve diğer birtakım sebeplerden dolayı Fransa’ya bir elçi gönderme kararı alan Osmanlı Devleti, bu görev için Yirmisekiz Çelebi Mehmet’i uygun gördü.
Aydın ve önemli bir devlet adamı olan Yirmisekiz Çelebi Mehmet, bu yolculuğunu “Paris Sefaretnamesi” adlı eserinde bize sunmaktadır. Her ne kadar güçlü bir devletin aydın bir bürokratı olarak Fransa’ya gitse de gördüğü yenilik ve ilerlemenin bariz etkisinde kalarak eserinde gayriihtiyari bir Fransa-Osmanlı karşılaştırması yapmıştır. Bu yazıda, eser içerisinde Çelebi Mehmet’in saklayamadığı şaşkınlığını ve imrenme duygusunu ele alacağız.
Yirmisekiz Çelebi Mehmet, uzun bir yolculuğun ardından Fransa’ya ayak bastığı vakit Fransa’da vuku bulan bir salgından dolayı karantinaya girmek zorunda kalır. Kitabında karantina sürecinin meşakkatini tüm ayrıntılarıyla anlatır. Karantinadan çıktıktan sonra belli bir güzergâh ile Fransa’nın başkenti Paris’e doğru yola koyulur. Bu yolculukta konakladığı her köyde veya sarayda Fransa halkıyla temasta bulunur. Bu temaslar neticesinde ister istemez halklar arası bir karşılaştırma yapar. Özellikle Fransız kadınlarının toplum içindeki yeri dikkatini hayli cezbeder. Kadınların sosyal etkinliklerde, sarayda, hatta aktif siyasetin içinde ön planda olduğunu görmesi kendisini şaşırtır. Kitabında bu konuya hayli yer vermiştir. Hatta kitabın bir bölümünde “Fransız kadınları dünyanın en şanslı kadınlarıdır, istedikleri yere istedikleri gibi girip çıkabilirler. Fransa’da kadınlara çok ayrı bir hürmet gösterilir. En ünlü iş adamları bile herhangi bir kadına en ufak saygısızlık edemez” (Yirmisekiz Mehmet Çelebi, 1721, s. 45) gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifadeler açıkça belli etmese de onun Fransa toplumu karşısındaki şaşkınlığını, belki de biraz da imrendiğini göstermektedir.
Bir diğer karşılaştırma ise şehir planlamasıdır. Yirmisekiz Çelebi Mehmet, Paris güzergâhında yol alırken gezdiği köyleri, şehirleri, kaleleri ve kiliseleri eserinde yer vermiş ve ister istemez güzellikleri ve ihtişamları karşısında yorumlarda bulunmuştur. Eserinde Fransa’nın mimari güzelliklerini tarif ederken sarayların ihtişamından, sokakların temizliğinden, anıtların şehre kattığı güzelliklerden bahsetmiştir. Ayrıca Osmanlı şehir planlamasının daha sade ve organik oluşundan mütevellit, yeni gördüğü mimari tarzlarından olan barok mimarisini çokça beğendiğini eserinde belirtmiştir. Özellikle Versailles Sarayı'nın görkemi kendisinde Osmanlı saraylarından çok farklı bir izlenim bırakır.
Sonuç
Genel yapısı itibarıyla Paris Sefaretnamesi bizim için çok önemli bir eserdir. Bu seyahatle birlikte Avrupa’ya ilk temas gerçekleştirilmiş ve Fransa ile Osmanlı mukayesesi yapılmıştır. Kadınların sosyal hayat içindeki farklı görevleri ve özgürlükleri Çelebi Mehmet’in dikkatini celbetmiş, aynı zamanda şehir yapılandırması ve mimari eserlerin ihtişamı karşısında şaşkınlığını gizleyememiştir.
İki ayrı dünyanın ve kültürün birbirini tanıması, netice itibarıyla hayatın pek çok noktasında etkisini göstermiştir.
İstanbul İmam Hatip Lisesinden mezun oldum, lisans eğitimimi İbn Haldun Üniversitesi Tarih Bölümünde almaktayım. Bu dergide tarih, felsefe, mantık ve sosyoloji alanlarında yazılar ele alacağım.
Günümüzü anlamlandırmak, az da olsa geleceğe ışık tutmak ve kendimi ve dertlerimi ifade etmek için yazı yazmayı bir kurtuluş kapısı olarak görüyorum.